Edebi dil Nedir Vikipedi



Klasik Çin, Eski İzlanda, Eski İrlanda ve Osmanlı divan edebiyatı gibi bazı edebiyatlarda kullanılan dil, halkın günlük dilinden çok farklıdır. Batı edebiyatında gündelik dilin kullanılması oldukça yeni bir olgudur. İngiliz edebiyatında, eğitimli bir insanın konuşma diliyle yazan ilk yazar Daniel Defoe’dur.

Ama konuşma dilinin edebiyata girmesi, edebi dilin özel bir dil olmasını engellememiştir. Günlük konuşma dilinde bile, sözcüklerin en dolaysız düzanlamlannın yanı sıra, bazı dolaylı yananlamlan vardır. Söz sanatları, düzan-lam ile yananlam arasındaki bu farklılıktan kaynaklanır. Edebiyat dilini bir tavır, bir eda ya da bir jest haline getiren de budur. Sanatsız, süssüz, yalın bir edebi metin bile gizli bir “jest” içerir. Bilinçli olarak seçilmiş bir yalınlık, eski edebiyatın değerlerine bir karşı çıkıştır. Hemingvvay ve Albert Camus gibi çağdaş yazarlar, romanlarındaki görünüşte sade üslupla, bir “gerçeklik duygusu” yaratmak istemişlerdir. Oysa bu bir tuzaktır; yapıt hiçbir zaman gerçeğin kendisi değil, gerçeğin yazar tarafından görülmüş ve anlatılmış imgesidir.

Dilin bu karmaşıklığı ve bulanıkhğı, sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan uzaklık, edebiyatın kurmaca özelliği gibi olgular, 20. yüzyılda Batı’da çeşitli akımlarda ele alınmış ve edebiyat kuramla-nnın odak noktasına yerleştirilmiştir. İngiltere’de I. A. Richards ve William Empson gibi eleştirmenler, şiiri şiir yapan özelliğin sözcüklerdeki anlam belirsizliği olduğunu öne. sürmüşlerdir. Richards’a göre, bir cümleye şiirsel nitelik kazandıran öğe, sözcüklerin içerdiği farklı anlamlar arasındaki gerilimdir. Empson da Seven Types of Ambi-guity (1930; Belirsizliğin Yedi Türü) adlı yapıtında, dilin ve sözcüklerin yapısında bulunan belirsizlik ve çokanlamlılık boyutlarını incelemiştir. Bu yaklaşım, ABD’de Yeni Eleştiri okuluyla sürmüştür.

Dil ile dış gerçeklik arasındaki kopukluk, Avrupa’da Ferdinand de Saussure’ün görüşlerinden esinlenen yapısalcı edebiyat kuramlarının da çıkış noktasıdır. Fransız eleştirmen Roland Barthes, Le Degre zero de lâcriture (1953; Yazının Sıfır Derecesi, 1989) adlı yapıtında, edebiyatın model aldığı gerçekliğin dış gerçeklik değil, başka edebiyatlar olduğunu öne sürer. Barthes’a göre, eleştirmenin görevi yapıtın dış gerçeği yansıtıp yansıtmadığını saptamak değil, elindeki metinle başka metinler arasındaki gizli ya da açık ilişkileri belirlemektir.

Sözcüklerin bulanıklığı ve çokanlamlılığı, bir dilden başka dillere çeviriyi güçleştiren, bazen olanakşızlaştıran bir etkendir. Bir sözcüğün sözlükteki karşılığı, her zaman o sözcüğün içerdiği bütün anlam ve duygu katmanlarım veremeyebilir. Bununla birlikte, çevirilerin varlığını sürdürmesi edebiyatın yalnızca bir dilsel biçim olmadığını da göstermektedir.

3 Yorum

  1. Anonim diyor ki:

    kısaca yazdık uzun çıktı uzun yazsak kim bilir ne olcaktı

  2. ali diyor ki:

    tam olarak öğrenmek istediğim bu edebi dilin tanımı ve bu edebi dili bşka yönde anlatmışsınız olsun güzel tekrardan teşekkürler ……..:D:D:D:D

  3. ali diyor ki:

    güzel olmuş özeti tşekkürler

Sizlerde Konu Hakkında Yorum Yapın