Kimya Nedir Nedir Vikipedi



Kimya Nedir?, maddelerin temel yapılarını, bileşimlerini, dönüşümlerini; çözümleme, bileşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilimdir.Kimyadan söz edildiği zaman çoğu insanın gözünde tüplerin, imbiklerin ocakların 1 yer aldığı, alevlerin üzerinde sürekli bilinmeyen sıvıların kaynadığı tozlu laboratuvarlar, ya da olağanüstü dev aygıtların bulunduğu, inanılmaz değişimlerin ya da dönüşümlerin gerçekleştirildiği yerler canlanır. Çoğu kez de kimya ve fizik birbirine karıştırılır.

Gerçekte kimyayla ilgili olayların gözlenebilmesi için bir laboratu-vara gerek yoktur. Doğada bulunan her şey, nesneler, hayvanlar, bitkiler, bir dizi kimyasal olayla karşı karşıyadır. Yine canlı, cansız bütün varlıkların var olmalarının nedeni de kimyasal bir “işleyiş” içinde olmalarıdır. İnsan vücudunuda değişik bölümlerde, değişik kimyasal tepkimelerin ara vermeksizin gerçekleştirildiği kusursuz bir laboratuvara benzetmek yanlış olmaz. Gerçekten de, insan vücu-du son derece gelişmiş bir fabrika gibidir.

Kuşkusuz, bu kusursuz yapıda da zaman zaman aksamalar olabilir. Karnın ağrıması, örneğin, kimya kökenli bir aksaklıktan kaynaklanır. Ağrı da, bu aksamanın giderilmesi amacıyla ortaya çıkan uyarıcı bir işarettir. İnsan vücudunun dışında deneylerin ve araştırmaların yapıldığı eski ya da yeni, büyük ya da küçük sıyısız gerçek laboratuvarlar, olduğu gibi, kimyasal ürünlerin yapıldığı ya da işlendiği dev fabrikalar da vardır. Petrol rafinerileri, plastik madde, gübre, boya ya da ilaç fabrikaları, kimya endüstrisine dayalı binlerce kuruluştan yalnızca birkaçıdır.

Kimya nedir? Kimyanın insan yaşamı ve uygarlık için ne denli önemli oluduğunu ve konusunu nelerin oluşturduğunu açıklamakta yarar vardır. Kimyayı, bütün işlevlerini içine alan kesin bir tanımlama yoluyla açıklamak kuşkusuz zordur. Kısaca belirtmek gerekirse kimya maddelerin özelliklerini, dönüşümlerini ve bu dönüşümleri düzenleyen yasaları inceleyen bilimdir, öncelikle, kimyanın başlıca konusunu oluşturan cevherin ne olduğunu bilmek gerekir. Cevherler cisimleri ve nesneleri oluşturan değişik madde türleridir, örneğin bir şişe, bir sandalye, bir çivi sırasıyla, cam cevherinden meydana gelmiştir.

Ne var ki bütün bu tanımlamalar son derece basit olmaktan öteye gidemez. Ayrıca, bir kimyacının işi de, kuşkusuz bu tür ayırımlarla ve kabaca sınıflandırmalarla sınırlanmamıştır. Verilen örnekler göz önüne alındığında, görünüş, içerik, ağırlık, gibi özellikleri dışında yukarıda örnek olarak verilen üç maddeyi birbirinden ayıran temel özelliklerin ne olduğu sorusu akla gelebilir.

Acaba cam, tahta ve çivinin ya-nısıra, taşlardan canlı varlıklara, sudan, gözle görülmeyen gazlara kadar, yeryüzünde bulunan bütün maddeler nelerden yapılmıştır? Kimya biliminin birinci görevini bu konu oluşturur. Kimya, maddeleri incelemeyi, çözümlemeyi, sınıflandırmayı, her maddenin ayrı ayrı özelliklerini ve yapısını belirlemeyi maddelera-rası ilişkileri saptamayı amaçlar. Bu noktada fizikle kimya arasında önemli bir ayırım ortaya çıkar.

Fizik maddeyle ilgili en genel olayları inceler; buna karşılık kimya her maddenin iç yapı özelliklerini inceler. Bu fizik deneyi, örneğin, bir lastik topla ya da bir elmayla bile yapılabilir, kimyada ise önemi: olan bu iki maddenin değişik yapılarıdır. Bu iki bilim o denli ilerlemiş ve gelişmiştir ki, birbirinden bağımsız olmaları olanaksızdır.

Bileşikler: Kimyanın başlıca görevi maddeyi parçalayarak, her “parçayı” ayrı ayrı inceleyerek biçimde bağımsız kalmasın; sağlamaktır. Bu inceleme her zaman kolaylıkla gerçekleşemez. Çünkü çoğunlukla olduğu gibi. bir madde ayrıca bir çok farklı maddeden oluşabilir ve bunların varlığını saptamak her zamar. kolay olmayabilir. Maddeler her şeyden önce türdeş ve türde olmayan diye ikiye ayrılır.

Türdeş maddelerin her noktası aynı biçimdedir, örneğin, bir bardağı dolduran su, yüzeyde de, bardağın dibinde de aynıdır. Bum karşılık bir granit parçasının, türdeş olmayıp, değişik nitelikte maddelerden oluştuğu hemen göze çarpar, öte yandan türdeş görünmelerine karşın pek çok madde gerçekte türdeş değildir. Bu maddeler ısı ya da elektrik gibi fiziksel etkenlerle karşı karşıya kalınca bölünürler. Böylece gerçek yapıları ortaya çıkar, örneğin toz şeker, mikroskopta incelendiğinde bile yalnız şekerden yapılmış görüntüsünü verir.

Oysa ısıtılırsa, erimeye, renk değiştirmeye başlar, rengi beyazdan sarıya, sarıdan kahverengiye dönüşür. Isıtma işlemi sürdürülürse renk siyah olurken bir buharın çıktığı gözlemlenir. Bu buhar bir süre sonra incelenirse, artık şeker yerine birbirinden çok farklı iki ayrı maddeden yani karbon ve sudan oluştuğu görülür.

Demek ki. şeker, ayrıştırılabildiği için, bileşik bir maddedir; Şeker gibi. su da bileşik bir maddedir; oksijen ve hidrojenden oluşur. Sudaki oksijen ve hidrojen birbirinden ayrılabilir. Karbon, oksijen ve hidrojen, kimyasal olarak ayrıştırılamaz maddelerdir. Bu tür maddelere element adı verilir. Kimya bilimine göre elementler, değişik özelliklere sahip parçalara bölünemeyen maddelerdir.

Bir oksijen molekülü iki atomdan oluşur. Ama bu atomlar birbirinin benzeridir.

Yüz element: On yedinci yüzyıldan başlayarak, kimya tarihinde maddelerin yapısını incelemeye, maddeyi oluşturan temel elementleri bulmaya ve bu elementler arasındaki ilişkileri belirleyen yasaları anlamaya yönelik, çalışmalar ağır basar. Günümüze kadar saptanabilen element sayısı yüz kadardır. Bir başka deyişle mikroorganizmalardan dağlara kadar, bütün yönleriyle insanı çevreleyen doğanın, olağanüstü “yapılarını” oluşturmak için yararlandığı temel “parçaların” sayısı yalnızca yüzdür.

Doğal maddelerle insanın gerçekleştirmeyi başardığı yapay maddelerin çok sayıda ve birbirlerinden çok farklı olmaları, bu yüz elementin ve özellikle bazı elementlerin sağladığı birleşmelerin sonucudur.Gerçekten de elementler, kendi aralarında, bağ kuracak ve tepkime yoluyla sayısız bileşik oluşturacak bir yapıya sahiptirler. Günümüze kadar bilinen ve sınıflandırılan bileşik sayısı yaklaşık bir buçuk milyondur. Söz konusu bağlar ve tepkime olayları rastlantısal değildir, tersine çok kesin yasalarla düzenlenmişlerdir.

Kimya bilimi, bir bölümünü açıklığa kavuşturduğu bu yasalar üzerindeki araştırmalarını günümüzde de yoğun biçimde sürdürmektedir. Bu yasalar, konuya yabancı olanlar için genellikle zor anlaşılır bir nitelik taşırlar. Bu arada elementlerin kendi aralarında “bağlanma” ilkesine değinmek gerekir.

Maddenin elementlerinden oluşması gibi, elementler de atomlardan oluşur. Elementlerin birleşme koşullarını düzenleyen ve birleşme olanağı sağlayan, atom adı verilen gözle görülemeyecek denli küçük parçacıklardır. Atom bir çekirdekle çevresinde dönen elektronlardan oluşur. Basit bir cisim, aynı parçacık sonsuz kez yineleniyormuş gibi, tek bir tür atomdan oluşur. Bileşik bir çişi-mi ise farklı atomlar oluşturur. Bu atomlar birbirleriyle “kaynaşırken” kendi özelliklerini yitirir, yeni özellikler kazanırlar.

Bazı elementlerin, başka elementlerle bağlanması, her iki elementin atomlarının birbirini çekmesinden kaynaklanır. Bu bağ çekirdeğe göre en uzak noktada bulunan elektronların davranışına bağlıdır. Bu bilgi düzeyine gelebilmek için, binlerce yıl gerekmiş, -önemli buluşların ortaya çıkışından bugüne ise çok zaman geçmemiştir.

Anorganik ve organik kimya: Daha önce de belirtildiği gibi, sayıları pekçok olan bileşiklerin incelenmesini kolaylaştırmak ve düzenli bir biçime sokmak amacıyla, kimya iki büyük dala ayrılır.

Dallardan biri organik olmayan (anorganik) maddeleri, öteki organik maddeleri, diğer bir deyişle canlı organizmaları oluşturan ya da herhangi bir biçimde canlı organizmalardan kaynaklanan maddeleri kapsar. Ama günümüzde kimya artık sınırları bu derece geniş hatlarla belirlenmiş bir tanımlamayı yeterli bulmamaktadır. Üstelik, günümüzde bazı organik maddeler laboratuvarlarda yapay olarak da elde edilebilmektedir. Bu arada, ne türden olursa olsun, bütün organik maddelerin temel element olarak karbon içerdikleri saptanmıştır.

Bu nedenle, organik kimya “karbon bileşikleri kimyası” olarak adlandırılmıştır. Karbon, kimyanın ana elementi kabul edilebilir. Bu element, kendisiyle çok değişik biçimlerde birleşebilme gibi olağanüstü bir özelliğe sahip olmanın yanı-sıra, sayısız yaşamsal süreçte de yer alır.

Dahası, havada ve toprakta, minerallerde, hayvanlarda ve bitkilerde bulunur. Sahip olduğu özellikleriyle karbon, kısaca yaşayan maddenin taşıyıcı yapısını oluşturur. Bütün bunlardan başka karbon, son derece sert ve değerli elmastan, kurşun kalem yapımında kullanılan değersiz ve dayanıksız grafite kadar değişik biçimler alır. Ayrıca, demir mineralini karbonla zenginleştirmek yoluyla dökme demir ve çelik elde edilir.

Karbon, organik olmayan kimyada da yer alır. Gerçekten de, karbonun ikiönemli bileşiği olan karbon monoksit ve karbon dioksit, organik olmayan maddeler arasında sınıflandırılırlar. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, organik kimyayla organik olmayan kimyayı birbirlerinden ayıran kesin bir çizgiden söz etmek olanaksızdır.

Gelişmenin tuzakları: Kimyanın maddeleri incelemek ve başlıca elementlerine ayrıştırmak yoluyla kesin oluşumu konusunda bilgi sahibi olmaktan başka, daha önemli ve daha güç bir amacı daha vardır. Bu amaç, elementlerin birleşmesi sırasında oluşan karmaşık dönüşümlerin incelenmesi, bazen kendi özelliklerini yitirecek denli başkalaşıma uğrayan maddenin neden olduğu olayları denetleyen yasaların bulunmasıdır. Bu araştırmalar ve incelemelerin yardımıyla, yüzyılımızda, maddenin parçalanmasının yanısıra madde oluşturulmasında da başarılı adımlar atılmıştır. Plastik maddelerin bulunuşu gibi sonuçlar, günümüzde kimyayı bilimsel ve teknolojik gelişmenin en önemli belirleyicilerinden biri durumuna getirmiştir.

Böylece kısa sürede basit kimyadan uygulamalı kimyaya, ardından sınai kimyaya, geçilmiştir. Genel olarak bilimin son derece ilerlemesi ve her alanda ulaşılan geniş bilgi düzeyi, kimya alanında sürdürülen araştırmaların da kesin uzmanlık alanlarına bölünmesine yol açmıştır. Böylece kimyasal fizik, biyolojinin kimyayla ilgili konularıyla ilgilenen biyokimya, nükleer kimya, jeokimya ve hatta kozmokimya dalları doğmuştur. Ama bütün bu alanlar arasında en büyük gelişme endüstri alanında görülmüştür.

Bu dal petrol ve petrolden elde edilen bütün yan ürünlerden plastik maddelere, kimyasal gübrelerden yapay maddelere kadar pek çok konuyu kapsar. Son yıllarda ilaç alanında yürütülen kimyasal araştırmalar sonucunda ilaç endüstrisi önem kazanmıştır.

8 Yorum

  1. aaaaaaaaa diyor ki:

    çokkkkk güzel yazmışsınız

  2. SERSERİ diyor ki:

    BEN KİMYAYI Bİ TÜRLÜ SEVEMİYORUM AMA YİNE TŞK. ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ

  3. anonim diyor ki:

    çok guzel bir site

  4. anonim diyor ki:

    Bncede çok gzl açıklnmış gerçkten tşklr :D

  5. ali diyor ki:

    Harika bir yazı olmuş. Çok beğendim.

  6. Anonim diyor ki:

    mevl t eksi diyor ki:mrebalar oiclenkle organik gida zerine g zel bir r pertaj olmus defne hanimi daha yeni yeni taniyan biri olarak onun bilgi ve birimkimlerinin insanlar icin nekadar faydali olabilecegini anladim. benim korkum sudurki bu buyuksehir sevdaligi insanlar uzerinde devam ettikce ne ift i kalicak ne tarimci nede koylerimizde hayvancilikla ugrasan insan

  7. Anonim diyor ki:

    salam.kimya haqqinda yazdiqlariniz çox gözeldi.dediyiniz kimi insan orqanizmi bir fabrikadir.men bu yazini cox beyendim

  8. Nedir diyor ki:

    Ben kimyayı çok seviyorum. Kimya benim hayatım desem yeridir. Kimyayı kim bulmuşşa çok harika yapmış. ayrıca sitenizdeki yazı olan kimya nedir yazısınıda harika hazırlamışssınız çok saolun.

Sizlerde Konu Hakkında Yorum Yapın