Bilgi Felsefesi Nedir Vikipedi



BİLGİ FELSEFESİBilgi Felsefesinin (Epistemoloji) temel konusunu bilgi sorunu oluşturmaktadır. Felsefe bilginin kaynağını, sınırlarını, faydasını ve doğruluğunu inceler. Bilginin nasıl oluştuğu ve nelerin doğru bilgiyi oluşturduğu sorularına cevaplar arar.

 

Felsefenin bu alandaki uğraşından olan epitemoloji “gerçek bilgi varmıdır?”, “gerçek bilgiye ulaşmak mümkün müdür?”, “bilginin kaynağı nedir?”, “bilginin değeri nedir” gibi soruları sorgular ve bu sorar cevaplar bulmaya çalışır.Bilgi konusu felsefe tarihi boyunca ilgilenilen bir konu olmuştur. Ancak bu konunun felsefenin ağırlıklı konusu olarak ele alınıp çalışılması 18. yüzyılda gelişmiş olan Aydınlanma Felsefesi ile başlar. Bu tarihten sonra bilgi konusu felsefenin en kapsamlı ve temel konusu haline gelmiştir. Felsefedeki akımların önemli bir kısmı bilgi konusu etrafında gelişmiştir.Bu ekollerin bazıları septisizm, rasyonalizm, kritisizm, entüisyonizm, pozitivizm, fenomenoloji ve empirizm gibi ekollerdir. Bilgi felsefesinin temel konularını iyice kavramak için bu alanda gelişmiş olan akımların temel görüşlerine bakmak gerekir. Felsefe tarihinde bilgi konusunda net bir tavır ortaya koyan akım “Sofistler” olmuşlardır. Evrendeki varlığın özünü araştırarak mutlak bir açıklamaya ulaşmaya çalışan doğa filozoflarını eleştiren Sofistler insanın bilme yeteneğine ve bilgiye dikkat çekmeye çalıştılar.1. Sofistlerİlk Çağda gelişmiş olan bu akımın en önemli temsilcileri Gorgias ile Protagoras adlı filozoflardır. Sofistlere göre herkes için geçerli olan kesin doğrular yoktur. Biri için doğru olan, bir başkası için yanlış olabilir. Sofistlerden Pratogoras bu düşünceyi insan her şeyin ölçüsüdür” sözü ile dile getirmektedir. Onlara göre insan kendi doğrularını kendisi belirler. Böylece insan mutluluğunun esası olarak hazzı kabul etmektedirler. Kısaca iki özellikleri vardır : a) Göreceliği kabul etmektedirler. b) Kuşkucudurlar. Görecelilik (relativizm) kavramını felsefeye kazandıran Sofistler olmuşlardır. Görelilik hakikatin ve gerçekliğin kişiden kişiye değiştiğini göstermektedir. Görecelilik anlayışına göre herkesi bağlayan mutlak bilgi ve gerçeklik yoktur. Örneğin, açlık bilgisi ancak açlığı yaşayan için, üşümeyle ilgili bilgi de ancak üşüyen biri için geçerli bilgidir. Sofistler felsefeye ayrıca kuşkuculuk düşüncesini kazandırmışlardır. Kuşkuculuk daha sonra başlı başına bir akım haline gelmiştir.2. Septikler (Kuşkucular)Septikler evrende varolan her şeye kuşkuyla yaklaşmamız gerektiğini öngörmüşlerdir. Kuşkuculuk yaklaşmamız gerektiğini öngörmüşlerdir. Kuşkuculuk her şeye kuşkuyla aslında felsefenin genel bir özelliği olmakla birlikte felsefede ayrı bir akım olarak da yer almıştır. Kuşkuculuk felsefede iki şekilde gelmiştir : Amaç olarak kuşkuculuk ve metot (yöntem) olarak kuşkuculuk.Amaç Olarak Kuşkuculuk : Kuşkuculuğu bir tavır olarak felsefeye kazandıran İlk Çağ filozoflarından Timon ve Phyron’dur. Bu iki filozof Antik Çağdaki sofizmin kuşkucu anlayışını ekol haline getirmiştir. Sağlam ve kesin bilgiye ulaşılamayacağını ileri sürer. Pratik hayatta da mutluluğun şartı olarak kesin yargılardan kaçınmayı öğütler. Bu nedenle septikler herkes için geçerli olabilecek iyi, güzel, gerçek gibi kavramları aramaktan vazgeçmeyi salık verirler. Kısaca septik felsefe her şeye kuşku ile yaklaşmayı öngörür Septik felsefede kuşku bir amaç olarak kabul edilmektedir. Septikler kuşku kavramını sistemli hale getirerek felsefeye kazandıran ilk akımı oluşturmaktadırlar.Metot Olarak Kuşkuculuk : Kuşkuyu dogmatik bir tutum olmaktan kurtararak kesin bilgiye ulaşmak için bir yöntem, bir araç olarak kullanmayı öneren filozof Yeni Çağ filozoflarından R. Descartes olmuştur. Descartes adına “metodolojik kuşkuculuk” dediği bir yöntemle insanın kesin bilgilere ulaşacağını kabul etmektedir. Metodolojik kuşkucluk Sofistlerde veya İlk Çağ Septiklerinde olduğu gibi her şeyden kuşku duymayı öneren bir yaklaşım değil, geçici ve sınırlı olan bir kuşkuculuktur. Özellikle duyumların verdiği bilgilerden kuşkuculuk anlayışına göre kuşku bir amaç değil bizi, mutlak doğruya götüren bir araçtır. Mutlak bilgiyi veya doğruyu yakaladıktan sonra kuşku biter. Dikkat edilecek olursa İlk Çağ septiklerinde kesin ve mutlak diye bir şey yok iken Descartes’ta kesin ve mutlak bilgi vardır ve biz bu bilgilere geçici bir kuşku yardımıyla ulaşabiliriz.3. Rasyonalizm : Bu akım İlk Çağda Sofistleri ve Septikleri sert bir şekilde eleştiren Sokrates ile birlikte başlamıştır. Rasyonalizmin İlk Çağdaki temsilcileri Sokrates, Platon ve Aristo’dur. Orta Çağ temsilcileri Farabi, İbn–i Sina ve İbn–i Rüşt gibi İslam filozoflarıdır. Yeni ve Yakın Çağ temsilcileri ise Descartes, Leibniz, Spinoza, ve Hegel’dir.Tüm kesin bilgileri akla dayandıran rasyonalizme göre bilgi doguştan gelen bir süreç olup, insan yaşamaya başlamadan önce insanda başlar. Duyular aracılığıyla elde edilen bilgiler yanıltıcı olup, insanı doğru sonuçlara götüremez. Bu nedenle deneyi bilgi kaynağı olarak kabul etmezler. Rasyonalist felsefeyi savunan düşünürler evrenin rasyonel bir düzen içinde olduğunu ve rasyonel mekanizmayı da ancak akıl yoluyla kavrayabileceğimizi öne sürmektedirler. Bu düşünürlere göre evrendeki rasyonalitenin özüne ancak mantık ve matematikle ulaşılabilir.Rasyonalistler her şeyin temeline aklı yerleştirdikleri için septiklerin veya sofistlerin aksine herkes için aynı doğruluk değerlerin var olduğunu kabul ederler. Onlara göre akıl her yde aynıdır ve aklın yolu birdir. Bu bakımdan akıl her yerde olarak her toplumda kötüdür veya mülkiyet sahibi olmak aklın bir gereği olarak her yerde iyidir. Bu akımın ileri gelen düşünürlerinin görüşlerine biraz daha yakından bakarak akımı iyici anlayabiliriz.

Sizlerde Konu Hakkında Yorum Yapın