Biyoteknoloji Nedir Vikipedi



Artık fizik için veda şarkıları yazmanın zamanı geldi. Silikonu bilgisayara çeviren, atomu paramparça eden fizik, yerini olağanüstü ve etkiliyici bir bilim dalına bırakıyor: Biyoteknoloji.

1897 yılında elektronun icadının hemen arkasından teknoloji ve buna bağlı tüm bilim dallarında bizi bugüne getiren bilim dalı fizik; emekli olmak üzere. Ancak unutmamak gerekir ki fiziğin desteğiyle biyoteknoloji bugünkü tahtına oturdu. İnsan ırkı artık hastalıkların tedavisinde fizikten fazla destek almayacak. Biyoteknoloji ve genetik bilimi tıpta ve tedavide söz sahibi oluyor. İnsan ırkı 3 milyar çift kimyasal koda sahip 100 bin genin DNA’mızda gizli olduğunu buldu ve bunları teker teker açığa çıkartarak her bir çiftin bir hastalığa ya da genetik bozukluğa çare olabileceğini keşfetti.

Yüzyılın başından bu yana hemen herşeyin çaresini ilaçlarda veya iğnelerde arayan tıp ve buna bağlı olarak fizik yavaş yavaş kabuk değiştiriyor. 1918 yılındaki grip salgınının 20 milyon kişinin hayatına mal olmasının ardından antibiyotiklerin üzerine giden ve daha pek çok hastalığın çaresini ilaçlarda arayan bilim dalları bunda oldukça da başarı sağladılar. Ancak işin rengi değişiyor. 20’inci yüzyılın ilaçları pek çok hastalığa çare olsa da, sağlıklı insanların yaşam sürelerini uzatabilmede pek yol katedemedi.

Gelecek neslin ise genetik mühendisleri sayesinde böyle bir şansı olacak. Çocuklarımız, (belki ürkütücü ama heyecan verici) kendi çocuklarının cinsiyetlerini, davranışlarını ve hatta zekalarını daha onlar doğmadan, cenine programlayabilecek. Kendilerini kopyalayabilecek veya çok beğendikleri bir ünlünün tüm özelliklerini embiryolara nakledebilecekler. 5 milyon yıllık insanlık tarihi içinde insanların maymundan ayrışarak bugüne evrimleşmesini sağlayan DNA moleküllerindeki değişim, sadece yüzde 2 dolaylarında. Ancak önümüzdeki yüzyılda yeni yaşam biçimleri yaratmak tamamen elimizde olacak. Bu yaşam biçimlerine kendi isteklerimiz doğrultusunda şekil verebilecek seviyeye gelmiş bulunuyoruz.

FRANKENSTEIN’IN Ahlak DERSİ
Dr Frankenstein kendi canavarını yarattığı zaman bir vicdan ve ahlak problemiyle karşılaşmıştı. Soru şuydu; Sadece kendi nefsimi tatmin etmek için bütün bir insan ırkının lanetini üstüme almalımıydım 2000’li yıllarda da bu soru pek çok kez sorulabilir. Ancak genetik bilim yedek organ yaratmak ve şifa dağıtmak amacıyla yola çıkıyor. Hastalıklı her organın yenisiyle değiştirilebileceği, hiç bir yapay mekanizmanın veya suni organın vücuda monte edilmeyeceğini göz önüne alırsak, Frankenstein’ın ahlak ikilemi önemsiz kalabilir gibi görünüyor.

Biyoteknik çağ bize kendi öz güvenliğimizi sağlamamız için de pek çok fırsat veriyor. Genetik verilerimiz bizim isteğimiz dışında kopyalanamayacak veya çoğaltılamayacak. Yani DNA kodlarımızın her hakkı bizde mahfuz.

20’inci yüzyılda bilgi işlem teknolojisi ile biyoteknoloji bir arada oldukça da uyumlu çalışarak bir devrim yarattılar. Ancak bu paragrafa kadar anlattıklarımız biraz bilim kurgu oldu, şimdi biyoteknolojinin bugününe göz atalım biraz.

DNA HARİTASI YARIŞI
Bundan on yıl kadar önce ortaya atılan proje hala ayakları üzerinde duramasa da emekleme dönemini aşmış bulunuyor. Projenin özünde 10 milyar çift DNA kimyasal yapısında barındırılan ve bizi biz yapan özelliklerin haritalanarak saptanması ve bir sonraki nesile aktarılması yatıyor.

Bu biyokimyasal kopyalamanın amacı insan yaşamını tehdit eden (yaşlılık dahil) her şeye çare bulabilmek. En önemlisi ise kansere bir dur diyebilmek.

Naziler ve Rusların bu yarıştan düşmeleri ile birlikte herşey düzelmedi, insanlık Tanrı kavramıyla karşı karşıya kaldı. Ahlaki ve manevi değerler bu projenin her safhasında bilim adamlarının karşısına bir kaya gibi dikildi. Fanatik gruplar labovatuvarları dağıttı. Kilise bilim adamlarını aforoz etmekle tehdit etti. Ama proje hep ilerledi. Kendi kaynakları ile bir fon yaratan Celera Genomics Corp isimli bir genetik araştırma şirketi, oldukça da zeki bir bilim adamı olan Craig Venter başkanlığında geçtiğimiz bahar aylarında projenin 3 seneye kadar tamamlanacağını bildirdi.

Bugüne kadar 100 bin gen’in 4 bin kadarının haritasını çıkartmayı başaran bilim adamları insan DNA’sında arızalara açık olan hücreleri hedef aldılar. Öncelikli olarak bin beşyüz gen üzerine eğilindi. Bunların salgıladıkları Proteinler incelendi. Bu bin beşyüz gen 46 kromozoma eş değer olarak gösteriliyor. Her kromozomun salgıladığı protein değerleri tek tek irdelendi. Buradan hareketle pek çok sonuca varılabildi.

Bu proje için 3 milyar dolarlık bir yatırım gerçekleştirildi. Önümüzdeki 10 yıl içinde insan hayatı içinde çok önemli olan genlerin hemen hepsi deşifre edilmiş olacak, yani tüm genlerin yüzde 10’u kadar bir değer arşivlenmiş olacak.

1866 yılında Avusturyalı botanikçi Gregor Meldel o hepimizin bildiği bezelye taneleri deneyini yaptı. Ancak deneyleri 30 yıl kadar bir süre kimsenin ilgisini çekmedi.

1882 yılında Alman embiryolog Walther Fleming kertenkele larvalarını mikroskobun altına yatırdı. Burada bir hücre bölünmesi olayını ilk kez izledi. Bu bölünmede arada iletişim saðlayan iplikçiklerin kromozomlar olduðunu saptadı.

1883 Charles Darwin’in kuzeni Francis Gulton seçici çoðalma hipotezini ortaya attı. Ve bunu savundu.

1910 Amerikalı biyolog Thomas Hunt Morgan meyve sinekleri üzerine bir deney yaptı. Cinsiyetin kromozomlarda belirlendiği gerçeğine ulaştı.

1926 Amereikalı biyolog Herman Mueller X ışınlarının meyve sineklerinin kromozomlarında mutasyon yarattığına şahit oldu.

1932 Atılımcı bir yayın evi Aldous Huxley’in genetic mühendisliği ile ilgili çok teknik bir kitabını yayımladı.

1944 Bir bakteri üzerinde çalığan üç bilim adamı Oswald Awery, Colin McLeod, Meclyn McCarty DNA’nın bir protein olmadığını, canlının temel yapı taşı olduğunu keşfetti.

1950 ingiliz bilim adamı Douglas Bevis aminoasitlerin Rh faktörü üzerindeki belirleyici etkilerini keþfetti. Bevis’in uyguladığı bu teknik uzun süre doğum öncesi genetik bozuklukların saptanabilmesi için kullanıldı.

1953 Amerikalı biyokimyager James Watson ve ıngiliz biyofizikçi Francis Crick DNA’nın çift sarmal yapıda olduğunu ilan ettiler. DNA’nın aynı zamanda genetik kod taþıyan bir molekül yapısı olduğunu da belirttiler.

1964 Stanfordlu genetik bilimci Charles Yanofsky ve meslekdaþları, amino asitlerle proteinlerin DNA içerisinde nasıl bir dengede durduklarını ilan ettiler.

1969 Harvardlı bir grup tıp öğrencisi DNA’da bulunan ilk geni keşfetti. Bu şeker düzeyini belirleyen bir gen olarak genetik tarihine kaydedildi.

1970 Winconsin Üniversitesinden bir grup araştırmacı açık bir yaradan DNA örneði almayı başardı.

1973 Amerikalı biyokimyager Stanley Cohen ve Herbert Boyer bir karakurbağasından aldıkları geni, bir bakteri DNA’sına aşıladılar ve uyum sağladığını izlediler. Bu ilk genetik deney olarak tarihe geçti.

1976 ılk genetik kuruluş olan Genentech Kaliforniya’da kuruldu.

1978 Genetech’li bilimadamları insandan ensülin genini kopyalamayı başardılar.

1980 Araþtırmacılar bazı yararlı bakterilerle genler arasındaki protein alışverişini saptadılar.

1980 Birkaç genetik mühendisi Martin Cline başkanlığında bir fareye başka bir fareden işlevsel genler aktarmayı başardılar. Hayvan hakları savunucuları ayaklandı.

1982 ABD Sağlık Bakanlığı bir bakteriden üretilen ensülin iðnelerine onay verdi.

1983 Araþtırmacılar Huntington hastalığının yok edilmesi için gerekli kodları barındıran bir gen keşfetti. Hastalığın ilerleme safhası engellenebiliyor ama fiziksel bozukluklar giderilemiyordu. Hastalığı tamamen ortadan kaldırmayı 10 yıl sonra baþarabildiler.

1983 Kaliforniya karayolunda arabayla giderken, genetik mühendisi Kary Mullis polimer zincirleme reaksiyonunun nasıl olabileceğini keşfediverdi.

1984 Britain Üniversitesi’nden Alec Jefreys genetik parmakizi yöntemini keþfetti. Bu yöntemle parmakizleri yegane örneklemeler þeklinde bireylerin DNA’larıyla saptanabildi.

1985 Genetik parmakizi ilk kez bir suç araştırmasında kullanıldı.

1986 ABD Sağlık Bakanlığı ilk genetik mühendisliği aþısına insanlarda kullanılması için izin verdi, aşı hepatit B için üretilmiþti.

1988 Harvard Üniversitesi’nde Göğüs Kanserini yenebilen bir fare yetiþtirildi. Bu çalıþma o yıl ödül aldı.

1989 2005 yılına kadar Human Genome adıyla anılacak olan DNA haritalama çalışmaları için 3 milyar dolarlık fon ayrıldı. Projenin son bulma tarihi olarak 2005 hedef gösterildi.

1990 Human Genome projesi resmi olarak baþlatıldı.

1990 Amerikalı genetikçi W.French Anderson ilk olarak dört yaþında bir kız çocuğu üzerinde gen müdahalesinde bulunarak bağışıklık sistemini çökerten ADA isimli hastalıðı düzeltmeyi baþardı.

1990 Sonucu felaketle biten bir genetik deneyi anlatan Michael Crichton’un Jurrasic Park romanı yok sattı.

1991 Kanserli ailelerin kadınlarına ait kromozomlar incelenmeye baþlandı. Mary-Claire King isimli bir genetik mühendisi 17 numara olarak adlandırdığı bir kromozomun kanseri gelecek nesillere taþıdıðını keþfetti. Aynı kromozom yumurtalık kanseri riskini de arttıyordu.

1992 ABD ordusu savaþlardan tanınmayacak durumda dönen askerlerin kimliklerini kesin belirleyebilmek için DNA örneklerinden faydalanma yoluna gitti. Bu yönteme “köpek etiketleme” adı verilmesi þaþkınlık yarattı.

1993 Eþcinseller ve heteroseksüel erkekler arasında yapılan bir DNA taramasında, eşcinselliğin anneden gelen X kromozomu yoluyla geldiği belirlendi. Aynı yıl genetik bir müdahaleyle anne rahminde hemofili (Çar hastalığı) olduğu saptanan bir bebeğe doðmadan müdahale edildi ve bebek sağlıklı olarak doğdu.

1993 Sadece 23 çift kromozomdan oluþan basit bir insan genleri haritası yapıldı.

1995 Genetik olarak türetilmiþ yeni nesil bir domuz grubuna Baboon maymunlarından kalp nakledildi. Baboonların kalpleride domuzlarınkiyle değiştirildi. Amaç transgenetik plantasyonların mümkün olabileceðini ispatlamaktı. Denek hayvanları sadece 2 ya da 3 saat hayatta kalabildiler.

1995 Eski futbolcu O.J. Simpson DNA parmak izi araþtırmaları sonucunda çifte cinayetle suçlandığı davadan aklandı. Ancak kamu vicdanı bu delillere hiç inanmadı.

1997 ıskoçya’da Roslin Üniversitesi’nde Dolly adı verilen bir koyun dünyaya geldi. Özelliði tamamen genetik olarak annesinin bir kopyası olmasıydı.

1998 Biyolog Craig Venter 2003 yılına kadar insanlığa lazım olacak bütün genlerin haritasının hazır olacağı müjdesini verdi.

1998 DNA analizi sonucu Monica Lewinsky’nin mechur mavi elbisesinin üzerindeki sperm lekelerinin Baþkan Clinton’a ait olduðu saptandı.

1998 Japonya’da Kinki Üniversitesi’nde bilim adamları tek bir inekten sekiz adet dana kopyalamayı başardılar.

2003 Human Genome Project adıyla bilinen proje bütün insan DNA’sının haritasını çıkarmak için hedeflediði tarih olarak bilim dünyasının belleðine kazındı.

Sizlerde Konu Hakkında Yorum Yapın